saç ekimi

Maltepe Escort

şişli escort bayan

sperrmüll abholung

AKIL BUNUN NERESİNDE? / KADİR SOĞUKSU YAZDI

Kadir Soğuksu
Daha Fazla Göster

 

 

Yaşamımız boyunca bizi rahatsız eden duygu, düşünce ve olaylarla hepimiz karşılaştık. Çok azımız yeni karşılaştığımız bu durumlara uyum sağlamayı ya da baş edebilmek adına çaba göstermeyi tercih ederken (ki bu eylem daha zahmetli ama daha geliştiricidir.), çoğumuz bununla baş edebilmek için başkasını suçlamayı, unutmayı, inkar etmeyi, başkasının aklına uygun gelecek mazeretler uydurmayı, işimize geldiği gibi çarpıtmayı ya da öfkelenmişsek bu duyguyu asıl nesnesine değil başka bir nesneye yönlendirerek savunma mekanizmaları yoluyla rahatlamayı seçtik. (savunma mekanizmalarını kullanmak pek bir zahmet gerektirmez.) Çoğunlukla farkında olmayarak yaptığımız bu tercih egomuzun (benlik) denetiminde olan bir durum olup genelde bilinçsizce ortaya konur ve zorlanma karşısında ruh sağlığını korumaya yönelik bir refleks gibi çalışır. Ego dediğimiz ruhsal yapımız bebeklik döneminde ilk yıl içerisinde ortaya çıkar ve yaşam boyunca getirdiği potansiyellerle birlikte, çevre ile etkileşim sonucu ve daha çok eğitim süreciyle gelişir. Ego bizim muhakeme yapan, karar veren, seçimler yapan, birleştiren, farkında olan yanımız olmakla birlikte, id (altbenlik) denen biyolojik (doğuştan gelen) yapımızın isteklerini ve ihtiyaçlarını uygun nesneye yöneltme, uygun olmayanları erteleme, süper ego(toplumsal yapı-üst benlik) ile id arasındaki çatışma ve gerilimi giderip ruhsal dengeyi sağlama gibi çok önemli işlevlere sahiptir. Bu yönüyle psikolojide ego felsefede akıl (ratio-logos) dediğimiz ve bizi diğer varlıklardan ayrıcalıklı kıldığına! inandığımız yapıya denk gelir. Bizi üstün, egemen, değerli ve farklı kıldığına! inandığımız bu yapıyı yaşam boyunca sürekli yüceltmeye ve geliştirmeye çalışırız. Böylece daha iyi, daha güçlü olduğumuza inanırız. Ancak kontrolsüz olan her duygu, düşünce ve davranışın olası zararlarının artması gibi kontrolsüz olan egonun yani aklın da yan etkileri bazen ölümcül olabilmektedir.

 

Egonun yukarıda sözünü ettiğimiz işlevleri doğrultusunda savunma mekanizmaları elbette ruh sağlığına olumlu katkılarda bulunmaktadır. Ancak azı karar çoğu zarar ilkesi burası için de geçerlidir. Psikolojik dağılmaya karşı kendini korumak, yetersizlik ve eksiklik duygularını örtmek, organizmanın bütünlüğünü ve dengesini koruyarak benlik değerini korumak gibi işlevleri vardır. Ancak Engin Gençtan’ın belirttiği gibi bu tepkiler zorlanmalı durumlarla baş edebilmek için başlıca araç durumuna gelir ve uyum sağlanmasını engelleyecek oranda abartılırsa sağlıksız bir nitelik kazanırlar. Böylece insan çevresindeki olayları sürekli yanlış yorumlamaya, çoğu kimsenin olağan karşıladığı durumlarda kaygıya kapılmaya ve sorunlarını çözmek için çaba göstereceği yerde görmezden gelmeye başlamak gibi nevrotik davranışlar sergilemeye başlayacaktır. Kaygı, mutsuzluk, iletişim çatışmaları ve suçluluk duyguları yaşamımıza egemen olmaya başlar. Biraz daha ileri durumlarda ise psikozlar ortaya çıkar ve gerçeklik algısı tamamen yitirilir.

 

Bu olgular egonun ve savunma mekanizmalarının daha çok bilinen yönleri olmakla birlikte az bildiğimiz ya da gözden kaçırdığımız daha yaşamsal bir durum vardır. Akıl sağlığı normal olduğu bilinen insanların işledikleri suçlarda önemli oranda savunma mekanizmaları ve egodan destek aldığını biliyor musunuz? Bu durum sağlıklı yaşam için önemli olduğunu bildiğimiz bir hormonun fazla salgılanmasının vücutta toksik bir etki yaratarak kriz ve nöbetlere yol açmasına benzer. Suç ve Ceza romanında Dostoyevski’nin kahramanı Raskolnikov kendisinin de borçlu olduğu tefeci Ivanovna’yı öldürmeyi aklına takar. Bu düşünce bir yanıyla onu rahatsız etmekte, kendinden nefret eden Raskolnikov yoğun çatışmalar yaşamaktadır. Ancak bir yandan da insanların düşkünlüğünü kullanıp servet edinen,  yaşlı bir kadını öldürmenin, binlerce kişiyi mutlu edecek yüce bir görev olduğunu düşünerek de yaşadığı çatışmadan kurtulur. Görünen o ki en yaygın kullanılan savunma mekanizması olan mantığa bürüme yoluyla Rakolnikov, cinayeti işlemek için hem kendisinin hem de başkalarının aklına uygun gerekçeleri temin etmiştir. Mantığa bürüme mekanizması Gençtan’a göre bazen daha da öteye giderek insanın bencil ve toplum dışı davranışlarını da haklı gösterebilir. Örneğin Hitler Yahudilerin ortadan kaldırılmasını kendisine düşen ulusal bir görev olarak yorumlamıştı.

 

Kişinin bir diğer insanın ya da bir grubun bazı özelliklerini ve inançlarını kendi benliğine katarak kişiliğinin parçası durumuna getirmesi olarak bilinen içleştirme savunma mekanizmasının ise bundan aşağı kalır yanı yok gibi. Bu mekanizma yoluyla ego içleştirilen değerleri kendisinin önceki inançlarına karşıt da düşse kabul ediyor. Gençtan’ın kimi yazarlarca “saldırgan kişi ya da grupla özdeşleşme” olarak yorumlandığını söylediği bu mekanizmanın etkileri çok korkunç olabilmektedir. Milyonlarca kişinin ölümünden sorumlu olan Nazi Almanyası komutanlarından Hermann Göring’in “Vicdansızım ben. Benim vicdanım Hitler’dir!” diye kendini ifade etmesi ve bununla savunması tam bir içleştirme değil midir? Buna benzer bir durumda Kötülüğün Sıradanlığı adlı kitabında  Hannah Arendt, yine bir Nazi subayı olan Eichmann’da mahkemece yargılandığı süreçte gözlemlediği tek şeyin kör bir itaat duygusu olduğunu ifade etmiş, onun davranışlarını yönlendiren şeyin aptallık değil düşüncesizlik olduğunu vurgulamıştır. Üstelik fazlasıyla normal, ortalama, hatta basmakalıp sıradan bir insan olan Eichmann için kötülük, anlaşılan o ki bir ihlal bir kuraldışılık değil, tersine buyruğa boyun eğmekti. Arendt Şiddet Üzerine adlı kitabında şiddet için “Eğer gerekçesini (rationale), yani temel anlamıyla özkorunma açısından işlevini kaybetmişse “akıldışı”dır (irrasyonel) ve bunun, insanın niçin diğer hayvanlardan daha fazla “canavarlaşabileceğinin” yanıtı olduğu iddia edilmektedir.” demiştir.

Akıl özerkliğini yitirip araçsallaştığında insanca duygular çoktan evi terk etmiş oluyor. Duygudan ve sezgiden yoksun akıl makineleşmiş oluyor ve otomatik düşünceler yüzünden hoşgörü, adalet, mutluluk, sevgi, eşitlik gibi  kavramlar özlerinden uzaklaşıp asıl içeriklerinden yoksun kalıyor. Bu kavramlar içi boş birer küp halini alıyor. Böylece ağırlığı olmayan ve çabuk buharlaşan duyguların yerini  nefret ve düşmanlık gibi duygular alıyor. Öyleyse duygu ve düşüncelere tekrar derinlik ve işlevsellik kazandırıp felsefi özlerine kavuşturmak tek kurtuluşumuz gibi görünüyor. İhmal edilen insancıl duyguların tekrar yüceltilmesi gerekiyor. Nitekim Arendt’in belirttiği gibi “Akıl bir tuzak olarak kullanılıyorken, aklı kullanmak “rasyonel” değildir.”

 

 

Yorumlar kapalı.

Ataşehir escort Pendik escort Kartal escort Maltepe escort Ümraniye escort Kadıköy escort Anadolu yakası escort Avrupa yakası escort Şişli escort Mecidiyeköy escort Şirinevler escort Avcılar escort Halkalı escort Beylikdüzü escort Bakırköy escort Ataköy escort uae escort pornos swinger hikayeler sex anilari rokettube porno paply.org