Cüzdana göre değil, vicdana göre gazetecilik » Kilikya Gazetesi ,Mersin'den HaberlerKilikya Gazetesi ,Mersin'den Haberler

Cüzdana göre değil, vicdana göre gazetecilik

Bu haber 14 Şubat 2021 - 9:01 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Artık, yasımıza, acımıza, sevincimize, mutluluğumuza müdahale edildiği zor günlerden geçiyoruz.

 

“Gaz” müjdesinden sonra, şimdi de “Uzay” müjdesi haberi beni de herkes gibi çok “heyecanlandırdı!”

 “Uzay” müjdesini duyunca, birden, yıllar önce izlediğim, Cüneyt Arkın’ ın başrolünde oynadığı Dünyayı Kurtaran Adam filmi geldi aklıma.

Bir de… Bizim kuşak hatırlar… Siyah-beyaz TV’ li günlerin Uzay yolu dizisi ve Mr. Spak karakterini ve bu olağanüstü karakteri bütün dünyanın görsel ve zihinsel hafızasına, hiç çıkmamacasına yerleştiren Leonard Nimoy…

Şimdi durup dururken, bayram değil, seyran değil, eniştem, niye fırlattı beni Ay’a…

 Uzay müjdesi haberi bir yana dursun, Takvim Gazetesi’nin “marketlerde fahiş fiyatlı gıda ve diğer temel ihtiyaçlarını nasıl ucuza alırsınız” ın  yollarını, püf noktalarını bize gösteren  ve aklımızla alay eden büyük gazetecilik(!) olayını, ya da Yavuz Donat’ ın Cezaevi Market önerisini bugünkü yazımın konusu yapmayacağım şimdilik.

Bir tutam hüzün, biraz da mavrayla karışık olsun istedim, bu haftaki köşe yazım.

Bilindiği üzere, bizim coğrafya;  hareketli, hararetli ve aynı zamanda eğlenceli bir coğrafyadır. Bu yüzden, hüzün, öfke biriktirdiği kadar, karşılığı olarak mizah da biriktiriyor.

 Mizah üretiyor üretmesine de,  ülkemiz doğu ve güneydoğu ülkeleri ile aynı karakteristik özellikler taşıdığından,  Ortadoğu ülkeleri gibi mizahçılar,  olayları mizahi yolla karikatürize etmeleri bir hayli meşakkatli…

 Adli takibat yönünden değil,  ama mali açıdan sıkıntılı bir durum bu mesleği icra edenler açısından. Bu nedenle bir siyasetçiyi karikatürize etmek, muhalif eleştirel yazı yazmak,  babaları yiğit, cüzdanları şişiklerin işidir artık.

Muhalif ve özgür yayımcılık yaptığınızda,  mali, adli açıdan hem yönetenlerin, hem de trollerinin hışmına uğruyorsunuz.

Biliyoruz ve yaşıyoruz… Bu gibi, demokrasiyi içine sindirememiş, barışı içselleştirememiş ülkelerde düşünce/düşünme özgünlüğüne sahipsiniz, ama düşündüklerinizi/ düşüncelerinizi açıkça söyleme, dillendirme, yazma ve çizme özgürlüğüne sahip değilsiniz.

 Artık, yasımıza, acımıza, sevincimize, mutluluğumuza müdahale edildiği zor günlerden geçiyorsunuz demektir.

Eskiden öyle miydi? Tabi ki, hayır.

Nerede, o “Çarçaf, Gırgır, Fırt” karikatür dergi’ li, hoşgörülü günler!..

Mübalağa değil. Her üç dergiyi de,  haftalık olarak mutlaka alır, keyifle,  kahkahayla karışık okurdum.

Şimdi bu dergiler bugün yaşasa ve o günün koşullarında özgürce çıksalardı ne güzel olurdu, değil mi? İçimizi daraltan şu illet pandemili günler de, ilaç gibi gelirlerdi bizlere.

İllet pandemeli günleri atlatmasına atlatacağız mutlaka… Sağlıklı günlerdir yakındır diyeceğim, ama ruh sağlığı açısından sağlık kalırsa bizlerde…

Bugünleri not tutan tarihçiler gibi, güzel sanatın notunu tutanlarda not tutuyorlardır, bu kara, illetli coronalı günleri…

Hele de Sinema sanatı…

Önümüzdeki yüzyıl içerisinde, şayet Nuh Tufanı kopmaz, yaşadığımız gezegen yok olmazsa, ilk on yıl içeresinde ve sonraki yıllarda, başta Hollywood olmak üzere, Dünya sinemasında söz sahibi olan ülkelerin sinema sektörü,   2020 ve 2021 dünyasında yaşanan pandemli sürecini senaryolaştırarak, peş peşe filmleştireceklerdir seri halde, kuşkusuz…

 Benim kuşak için söylüyorum… Yaşımız gereği,  ileride yapılacak bu filmleri izlemek bizlere kısmet olur mu, olmaz mı,  bilemiyorum.  Malum, hem “yaş” meselesi, hem de kısmet meselesi

Yaş” deyip geçmeyin… Belli bir yaşa geldiniz mi, ister istemez yaş kompleksi başlıyor, insanoğlunda…

Çocukken kulak misafiri olurduk, kafa kağıdı eski olanların kendi aralarındaki diyaloga:  “Tevellüt kaç, efendi?”

 Tabi ki, kadınının yaşının, erkeğin maaşını sorulmadığı günlerdi o günler. Bu nedenle bir kadına “Tevellütünüz kaç, hemşire?” diye sormazdınız. Sormak için, erkekler açısından,  mangal gibi yürek gerekirdi. Bilenler bilir…. Soranların  başlarına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelmezdi.

Mesela…

Yaş olayına insanlar farklı bakıyordu. Kişiden kişiye değişiklik gösterdi. Bu durum halen de günceliğini koruyor. “Ye Kürküm Ye!” misali.

 Kişinin görünüşüne bakarak, kimi çok realist, hatta sürrealist; kimi de çok “kabaca “ riyakârca davranış gösteriyordu.

Sanırım sosyolojik ve patolojik bir durumdan kaynaklı bakış açısı.

İçinde yaşadığımız bu toplumun içinde birlikte yaşayarak görüyor, öğreniyoruz.

Durum dururken yapmıyorum bu tespiti. Örnekleyebilirim.

Yıllar önce… Ben henüz 53 yaşlardayım. (Huyumuzdur mutlaka bir iki yaş indirmeden yapamayız. Buna hukuk dilinde kendiliğinden  “Yaş Tashih-i” denir.).

Doğru söylemek gerekirse 55 yaşlardayım…

Bir hafta içinde, ulusal yazılı medya da, haber konusu aynı olan,  iki ayrı olaya basının, tamamen statüye, sınıfa, sosyal-ekonomik açıdan farklı yaklaşımına şahit oldum.

İlki…

“Mersin de bir Hemşire, anne babasını öldürdü… 55 ve 53 yaşlarında bulunan  yaşlı çift otopsileri tamamlandıktan sonra gözyaşları arasında toprağa verildi” ( Ölenler, Toroslar ilçesinde yaşayan dar gelirli bir aile)

İkincisi…

“İş insanı (o zamanlar, kadın olsun, erkek olsun, her ikisine de, iş adamı deniliyordu.) Mustafa Koç, Kalp Krizi sonucu hayatını kaybetti.  Koç, henüz 55 yaşındaydı.  Çok genç yaşta hayata veda eden Koç, gözyaşları arasında toprağa verildi.

Bugün bile, kamu emekçisi olarak ben veda etsem bu gezegene ve de veda ederken habere değeri olan birisi olsam, benimle ilgili haber şöyle olacaktı: 55 yaşında kötülüklere gözlerini yuman Yaşlı adam gözyaşları arasındatekbirlerle,  dualarla toprağa verildi!

Gazeteciliğin geldi yer bakımından merak ediyorum  ve soruyorum.

 Peki, muhalif özgür basının gördüğünü onlar görmüşler midir?  Elbette ki görmüşlerdir.

“Geçim sıkıntısı yaşayan çift intihar etti. Bir haftadan beri kendilerine ve 1,5 yaşlarındaki küçük çocuklarına yiyecek bulamayan, İstanbul Zeytinburnu’ nun da, Elvan ve Enver Demir çifti, 1,5 yaşlarındaki küçük kızlarını komşularına bırakıp, yaşamlarına son verdi. Geçim sıkıntısı nedeniyle intihar ettikleri belirtilen çiftin cenazesi Batman’a gönderildi.” haberini cesaret gösterip yayımlasaydılar; kamu vicdani açıdan, meslek eteği  ve ahlakı açısından olaya yaklaştıklarında; iki gün önce yaşanan ve özgür basında geçen, vicdanlarımızı yaralayan yaşanan olaya ilişkin haberi nasıl görürlerdi ve de ne gibi bir başlık atarlardı?..

Şimdi… Etik kurallara, gazetecilik mesleğine, ahlakına uygun, vicdanlı gazetecileri, özgür kalemleri arıyoruz aramasına da…  O günlerden bu günlere bizlere güzel olan ne kaldı ki!

“Gaz” müjdesinden sonra, şimdi de “Uzay” müjdesi haberlerini veriliş içimlerinden  anlaşılacağı üzere;  vicdana göre değil, cüzdana göre “ahlaklı” gazetecilik’ tir, bizlere bir tek geriye kalan!

Bor madeni bitti, şimdi uzay da maden arıyoruz.

Arasınlar bakalım…

İyi hafta sonları…

İsmail Şimşek
İsmail Şimşek[email protected]

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

şişli escort bayanizmir escort bayanbeylikdüzü escort bayantürk pornoseks hikayelerieryaman escortkecioren escort adana escort

bitcoin haberleridenizli escortilbetyabancı dizi izle