sperrmüll abholung

KÖRLÜĞÜNÜN KUKLASI İNSAN-I

kadir
Daha Fazla Göster

 

Daha önce “Varolmayı Seçmek” başlıklı yazımda “kelebek etkisi” örneğinden hareketle tercihlerimizin olasılığa dayanan sonuçları, tercihlerimizin sorumluluğunu üstlenmek ve farkındalık geliştirmeye dönük konulara değinmiştim. Bu yazı dizisi bunu da kapsayacak şekilde konuyu genişleterek farklı bakış açıları sunmak ve çeşitli önerilerle bir bütünlük oluşturmak amacını taşımaktadır.  Hayatımızın akışını farkında olduğumuz yanlarımızdan çok farkında olmadıklarımızın belirlediğini bilmek hepimizde ilk etapta şaşkınlığa yol açar. Sonrasında belirsizliğin egemen olduğu bir duyguyla kaygıya yol açar. Bitirilmemiş işler, arka planda kalan çözümlenmemiş duygular, bilinçaltı, kalbin düşünme ve duygularımız üzerindeki elektromanyetik gücüne dayalı etkisi çok da ‘’an’’ da farkında olduğumuz olgular değildir. Bunun yanı sıra bize etkide bulanan, bizim dışımızda ve algılarımızın ötesinde akmaya devam eden bir evren vardır. Bu ekolojik sistemde her şey etkileşim halindedir. Biz de bu sistemin bir parçası olarak etkileme ve etkilenme süreçlerini kesintisiz olarak yaşamaktayız. Gelişim içten dışa doğru meydana gelir. Bu ilke gerek iç evrenimizde ve gerekse dış evrenimizdeki sis perdesinin aralanması için, anlam yolculuğuna kendimiz ile ilgi farkındalığı geliştirmeye başlamamız gerektiğine işaret etmektedir.

Yaşadığımız her şey farkında olduklarımız ile olmadıklarımızın bileşkesidir. Bu önerme salt psikolojik yaşamla ilgili bir durum değildir. Elbette fiziksel dünyada böyle bir işleyiş olduğunu kuantum fiziğinden öğrenmekteyiz. Kuantum fiziğinde görünen ve görünmeyen enerjilerin doğada da birbirinin tamamlayıcısı olduğu öne sürülmektedir. İnsan da bir mikrokozmostur (küçük evren) ve evrende var olan her şeyle bir bütün olarak etkileşim halindedir. Fakat insanlar genellikle öngöremedikleri yaşantılarını tesadüf, şans ya da kader olarak anlamlandırarak işin içerisinden sıyrılmaya çalışmaktadır. Oysa Einstein’a göre “tanrı zar atmaz.” Bu önerme evrende ve dolayısıyla insanda meydana gelen değişimleri tesadüflerle açıklamanın yanlış olacağını ortaya koymaktadır. Gerçekte süreç farkında olmadığımız ve kontrol edemediğimiz birçok içsel ve dışsal koşullar tarafından belirlenmektedir. Örneğin seçimlerimizin ve davranışlarımızın en önemli belirleyicileri arasında bilinçaltımız ve arka plana atılan ifade edilmemiş duygularımız vardır. Aynı zamanda bitirilmeyen işleri tamamlamaya yönelik doğuştan getirdiğimiz eğilimimiz vardır. Farkında olmadığımız bu yanlarımız nasıl davranacağımız üzerinde önemli bir etkide bulunmaktadır. “Nasıl böyle bir şey yapabilirim? Bu durum da şimdi nerden çıktı? Nasıl başıma durduk yere öyle bir şey gelir?” gibi sorularla kafamızı yorduğumuz çok olmuştur. Bilinçaltımızın bu durumlarla nasıl bir bağlantısı olduğu yapılan birçok çalışma ile açıklanmaya çalışılmıştır.  Joseph Murphy “Bilinçaltının Gücü” adlı kitabında bizden zihninizin işlevini tanımanın en iyi yolu olarak, onu bir bahçe olarak düşünmemizi önermektedir. Buna göre biz  bu bahçenin bahçıvanıyızdır. Bahçıvan olarak biz, alışkın olduğunuz kalıpları temel alarak gün boyunca bilinçaltınıza tohumlar (düşünceler) ekmekteyiz. Murphy böylece bilinçaltına ektiğimiz ekinleri bedenimizde ya da çevremizde biçeceğimizi söylemektedir. Toprağa belirli bir tür tohum ektiğinizde, yine topraktan o türdeki bir bitkinin çıkacağına inanırsınız. Doğanın yasası böyledir. Burada  tohum sizin düşüncelerinizdir. Yetişen bitki ise bilinçaltınızdaki dışavurumlardır.

Murphy’ye göre bilinçaltınız sizinle mücadele etmez, şakadan anlamaz, söylenenin anlık öfke sonucu ya da öylesine söylenmiş bir şey olduğunu ayırt edemez, sizinle tartışmaz ya da sözlerinize karşı çıkmaz. Siz ona ne derseniz onu yerine getirir. Yakın zamanda bir öğretmen arkadaşım uzun süren bir ilişkisini bitirmek zorunda kaldığı için çok üzgün olduğunu söyledi. Bu arkadaşım, erkek arkadaşına saplantılı bir şekilde bağlandığını düşünüyor ve hala sevdiğini ifade ediyordu. Fakat bu ayrılığı isteyen erkek arkadaşıydı. Ayrılığı ise bir takım olumsuz alışkanlıklarından dolayı onu hak etmediğini düşündüğü için önermişti. Dolayısıyla sevgi devam ediyor olmasına rağmen koşullardan dolayı, mantıksal bir kararla ayrılık tercih edilmişti. İki taraf bu ayrılığa hazır değildi. Öğretmen arkadaşım bu durumla baş etmekte zorlanıyor ve hayatın anlamsız olduğunu düşünüyordu. Bununla birlikte davranışlarında alışkın olmadığı bir takım değişikliklerin olduğunu fark etmişti. Örneğin, önceleri trafikte karşıdan karşıya geçerken hiç risk almadığını, uzaktan gelen bir arabanın bile korkmasına yol açtığını ve karşıya geçerken çok tedirgin olduğunu söylüyordu. Şimdi ise farkında olmaksızın kendini yaklaşmakta olan arabaların arasına  dikkatsizce dalmış olarak fark ediyordu. Kendini tehlikeye atmış olmayı umursamıyordu. Dahası anlamsızlık o derece yoğun bir hal almıştı ki korkuyu gölgede bırakmıştı. Yaşam içgüdüsü yerine davranışlarını artık ölüm içgüdüsü yönlendiriyordu. Konuşmamız esnasında, bu süreçte, bir tırabzanın üzerinde yürümek gibi daha önce yapmadığı türden davranışlarının arttığını anladık. Böyle durumlarda insanlar başlarına bir kaza gelmesi durumunda bunu tesadüfe, şanssızlığa ya da kadere yorma eğilimi göstermektedir. Oysaki bu bir seçimdir. Toprağa (bilinçaltı) ekilen tohum (düşünce) hayatın anlamsızlığı idi. Bu durumda toprağın dışavurumu da yaşamı tehdit edecek davranışlar şeklinde ortaya çıkmaktaydı. Burada seçim ekilen tohumda, yani düşünce biçimindeydi.

Oysa çoğu kurama göre insan seçme gücüne sahiptir. Varoluşçu filozoflar seçimlerimizin sorumluluğunu aldığımız ölçüde özgür olduğumuzu kabul eder.  Murphy’e göre insanın isterse olumsuz düşünce ve imgelerden kaçınabileceğini savunur. “İnsan aynı anda sadece bir şey düşünebilir, eğer iyi şeyler düşünürseniz, kötü düşüncelere yer kalmayacaktır.” Bunu gerçekleştirebilmek için kişinin kendisiyle ilgili farkındalığını geliştirmesi gerekir. Farkındalık, insanın “an”da kendi duygu ve düşüncelerine karşı içgörü kazanması, dikkatini kendine yönelik odaklandığı olumsuz ve takıntılı düşünme biçimlerinden uzaklaşmayı sağlayan bir beceridir. “Kendi duygularını, kendi kendini anlayabilme yeteneği” olan içgörü başta doğu felsefesinde yoğun olarak işlenmektedir. İçgörüden uzaklaşan insan kördür. Tam da bu yüzden “aydınlanma” kendimize yönelik bu farkındalığı geliştirme yolculuğudur. Unutmamak gerekir ki, “Bilinçaltı yaşamdan yanadır… Bilinçaltı, sonsuz bir yaşam ve sınırsız bir bilgeliğin mekanıdır.” Yeter ki kendimize yönelik bu yabancılaşma tehdidini farkındalık geliştirerek savuşturalım. Sonraki yazılarda ışığım olan bilgeliklerden de esinlenerek bir birkaç önemli bakış açısından ve içgörüyü artırmaya yönelik önerilerden söz edeceğim. Hayatımızı sadece akılla değil, aynı zamanda ve daha çok kalbimizle değiştirebileceğimize inanıyorum. Sevgi yoldaşınız olsun.

 

Yorumlar kapalı.

Ataşehir escort Pendik escort Kartal escort Maltepe escort Ümraniye escort Kadıköy escort Anadolu yakası escort Avrupa yakası escort Şişli escort Mecidiyeköy escort Şirinevler escort Avcılar escort Halkalı escort Beylikdüzü escort Bakırköy escort Ataköy escort uae escort pornos swinger hikayeler sex anilari rokettube porno paply.org