sperrmüll abholung

TEK ADAM REJİMİ ?

atılla
Daha Fazla Göster

Derin devlet gibi evlere şenlik bir kavramı dünya siyasi literatürüne kazandırdıktan sonra, şimdilerde ‘tek adam rejimi” gibi muhaliflerin diline pelesenk olmuş bir tanımlama klasik siyasi rejimler sınıflandırmasının ortasına bodoslama iliştirilmeye çalışılıyor. Siyasi kişiliklerin tarihte oynadıkları rol üzerine var olan çok kutuplu tartışmalarda, siyasi liderin rolünü en abartılı biçimde öne çıkaran yaklaşımlarda dahi bizim tek adam rejimi kullanıcılarının tanım fetişizmine rastlayamazsınız.

Rivayet odur ki Hegel, 1806’da Napolyon o zamanki Prusya imparatorluğu sınırları içindeki Jena kentini kuşattığında, Napolyon’u “Beyaz Ata Binmiş Dönemin Mutlak Ruhu”, çağın Geist’i olarak selamlar. Büyük oranda Alman romantizminin izlerini taşıyan bu nitelemenin abartısı bir yana, belki de Hegel’in anlatmaya çabaladığı şuydu: Belli bir tarihsel dönemde karşımıza çıkan siyasi yaratılar (liderler) söz konusu dönemin toplumsal ilişkilerinin bağrından çıkarlar ve dönemin aynasıdırlar. Bonapart, dönemin ruhu muydu değil miydi bilinmez ama nihayetinde savaşı kaybetti ve kendi ruhunu, esir düştüğü İngilizlerin hapishanesinde teslim etti. Hegel, Napolyon’u çağın ruhu olarak selamlarken, Trump-Putin-Merkel, Hindistan’da Modi, Macaristan’da Orban gibi otoriter şahsiyetler -bu liste daha da uzatılabilir- ve bizim yerli reis gibi siyasi yaratıkların aynı dönemde ve benzer toplumsal-tarihsel koşullarda zuhur etmelerinin altındaki keramete bakmayı salık verir. Ama bu büyük filozofun örtülü öğüdüne uymak, bizim gibi memleketlerde zordur. Onun yerine tıpkı derin devlet gibi ‘nev-i şahsına münhasır’ bir tek adam rejimi söylencesine sarılırız. Nihayetinde bütün bir toplumsal tarihi, liderler, siyasi seçkinler ve düşünce akımları üzerinden açıklamaya teşne, ‘biz bize benzeriz, yoktur başka eşimiz’ mantıksal zemininde yürüyen bir tarihsel sosyoloji tedrisatından geçmiş olan bizler için, belirli bir dönemdeki toplumsal/siyasal olguları derinde yatan sınıf-sermaye ilişkilerine bakarak tahlil etmek kolay olmasa gerek. Bütün sorumluluğu derinin de derini bir devlete ya da tüm ipleri elinde tuttuğu varsayılan bir tek adama havale etmekten daha kolay ne olabilir ki?

On altı yılda işlenen on binlerce kadın cinayeti, çocuk tacizi, bir o kadar iş cinayetine bakınca, sorumluluğu bu katilleri üreten bir dine ya da tek adama yıkmanın dayanılmaz bir vicdan rahatlatıcılığı olsa gerek. Sadece bu caniler değil, her gün birbirlerine sözel ve bedensel şiddetin envai çeşidini sergileyen, tespih sallayan erkek/kadın yığınlar mı tek adamdan cesaret almaktadır yoksa tek adam bağrından çıktığı bu otoriter-faşizan kişilik biçimlenesinden haberdar olduğu için mi bu kadar fütursuz davranıyor? Daha da can sıkıcı olan, kadınlara da sirayet etmiş bu erkeğimsi otoriter kişiliğin gökten zembille inmediği, belirli iktisadi-sınıfsal ilişkilerin/mücadelelerin ürünü olup olmadığını sorgulamadan her türlü olumsuzluğu tek adam rejimine havale edip işin içinden çıkma çabasıdır. Toplumsal barbarlığın kaynaklarına doğru iz sürmek yerine, düşünme ve fikir üretmenin faşizm koşullarında kaçınılmaz olarak metaya, jargonun da bu metalaşmış düşünsel söylevin övgüsüne dönüştüğü bir durumdayız. Şu aralar, tek adam rejimi jargonu en ‘rantabl’ sözel meta durumunda. Bu biraz da savunmacı sosyolojik düşünmenin uzlaşmaz diyalektikçilerin yerini gasp etmesiyle ilgilidir. Marx’ın adını her zikredişimde bizim yoldaşlarda beliren memnuniyetsizliğin ya da eskilerde kalmış bir kişiye dair nostaljik ruh halinin sebebi belki de bu işgaldir.

Bu savunmacı sosyolojik düşünme, eğitilmiş (eğitimli) kitlelerin –velev ki muhalif bir konumlanış içinde olsunlar- akıl sır ermez bir biçimde her türden despotluğun büyüsüne kapılmaya hazır ve nazır olmalarına ya da en hafif biçimiyle zihinlerini ve gündelik yaşamlarını tahrip eden ırkçı paranoyaya meyletmelerine açık veya örtülü biçimde yol açıyor. Anlamlandırmakta zorlandıkları toplumsal faşizmin kavranılmasına yarenlik edecek bir kuramsal/kavramsal gözlüğün eksikliği ve hatta yokluğudur bu zihinsel tembelliğin, siyasi ataletin nedeni. Tek adam rejimi söylencesinin arkasına sığınmış bu savunmacı jargonun içerisinde geleceğe dair bir yaşam önerisinin kırıntılarına dahi rast gelmek şöyle dursun, sadece ele avuca gelmez soyut bir demokrasi edebiyatı ile teselli buluyoruz şu günlerde. Rosa Luxenburg’un ya sosyalizm ya barbarlık çığlığı üzerine belki de artık daha fazla kafa yormalıyız. Geçmişte kalmış bir düşünce ya da ütopya olarak sosyalizmi yeniden yeşertmek için fazlasıyla nedenimiz var. Bu topraklardaki devrimci mücadeleyi “gelenek” mertebesine indirgeyip avunmaktan, mitolojikleştirmekten sıyrılmak gerektiğini düşünüyorum. Adorno’nun dediği gibi, söz konusu olan geçmişi, geçmiş gitmiş bir efsane olarak korumak değil, geçmişteki umutların gerçekleştirilmesi çabasıdır.

Nafile bir jargonun ötesine geçmeyen muhalefet etme tarzının doğal sonucu olan “tek adam rejimi” söylemine amalarla bezenmiş cümlelerle itiraza kalkıştığımda – o kadar çok savunucusu var ki, bu kadar insan dillendirince kendinizi azınlıkta kalmanın çaresizliği içiresinde buluyorsunuz haliyle- bir zamanlar bu geleneğin ön saflarında yer almış abilerden “… bu Marksist/Leninist anlayış da…!” gibi küçümseyiciden öte burun kıvırıcı cümlelerle sıkça muhatap oldum bu aralar. Ve düşünmeden edemiyorum: Bir yandan geçmiş bir gelenek adına ve onun üzerinden siyaseten mücadele ederken diğer yandan tek adam rejimi söylencesinin halesine kapılmak, tahrip edilmiş bir geçmiş üzerinden var olma çabasından başka ne ola ki. Marx’ta ısrar etmek lazım… Diyor ya hani sakallı amca, ‘her sorun çözümünü de içinde taşır’. Sorunu tek adam rejimi olarak tanımlarsak, mücadelemiz ve çözüm önerimiz başından kokmaya başlar ve bu koku bir de bütün kitleye yayıldığında vay halimize.

Yorumlar kapalı.

Ataşehir escort Pendik escort Kartal escort Maltepe escort Ümraniye escort Kadıköy escort Anadolu yakası escort Avrupa yakası escort Şişli escort Mecidiyeköy escort Şirinevler escort Avcılar escort Halkalı escort Beylikdüzü escort Bakırköy escort Ataköy escort uae escort pornos swinger hikayeler sex anilari rokettube porno paply.org